Kütüphanede dolaşmayı seven bir genç kadın stili ile, okul üniforması arasındaki tatlı çizgide bir koleksiyon. Feminen tarafları da var, çocuksu halleri de. Yazın etkisini desenli kumaşlarda hissettiren, bol çiçekli bol çizgili Lauren Moffatt'ın 2013 Sonbahar koleksiyonu. Bol bol etek ve elbiseyi ince gömlekler tamamlarken şirin kazan ve hırkalarla kabanlar da sevilesi. Az biraz parlaklıkla kadınsı etkisi olan, aynı anda düz ayakkabı ile bile harika görünen pek çok parça var.
Couture haftasında 2. kez yerini alan Maison Martin Margiela malesef bu kez beklenilen ilgiyi vermemiş olacak ki, araştırdığım pek çok kaynakta olumsuz eleştriler almış. Büyük bir klişe olarak modellerin yüzlerinin kapalı olması pek çok moda otoritesi tarafından beğenilmemiş.
Koleksiyonun 19 parça oluşu, zoraki bir çevrecilikle oluşturulan geri dönüştürülmüş materyallerden yapılmış tasarımlar koleksiyonun geri kalanına uyum sağlayamamış, ve koleksiyonun genelinde bir bütünlük görülememiş deniyor. Bense sözü sizlere bırakıyorum..
Couture denince aklıma gelen en önemli isimlerden biri de şüphesiz
Jean Paul Gaultier. Her zaman tasarımları bana ilham verir, zaten "couture"den de bu beklenir öyle değil mi? Ticari kaygılarla hazırlanmış, fazla sıradan ve hiçbir trende öncülük yapmayan koleksiyonlar hemen sahneyi terketsin!
Çingeneler Zamanı filminden çıkmış gibi rengarenk, bol detaylı, ilham verici bir koleksiyonla karşılıyor bizleri Jean Paul Gaultier. Defilenin sonundaki tarlatanlı gelinliğin altına gizlenmiş 4 Hintli kız çocuğu ise çok başka bir mesaj veriyor, tabii anlayana.
Valentino Kırmızısı diye bir şey gerçekten var ve bu koleksiyonda bolca kullanılmış. Siyah, kırmızı, beyaz ve ten renginden başka pek bir renk göremiyoruz bu sefer. Minimalist, cool ve sade modellerle desenli, süslemeli ve abartılı modellerin birlikte uyumu harika. Sonuçta bu zor bir iş, her ikisini birden yapayım deyip yüzüne gözüne bulaştıran tasarımcı çok.
Valentio defilesini incelerken çok heycanlanmıştım aslında. Valentino yani! Ama şimdi nedense içimden bir şey gelmiyor. Sanırım biraz ticari kaygılarla hazırlanmış bir koleksiyon. Daha couture bir görüntü görmek isterim ben.
Elie Saab son 2-3 sezondur sürekli benzer tasarımları yaptığı iddiasıyla sıkça eleştriliyordu. Bu sezon harika bir değişiklik yapmış çok şükür. Yine kendi imzasını taşıyan abiye elbiseler var tabii ki koleksiyonda, yine "ben Elie Saab tasarımıyım" diye bağırıyor elbiseler, yine gala ve özel davetlerin vazgeçilmezi olacaklar ama bir farklılık var. Güzel bir farklılık..
Transparanlığı örten ince işlemeler, beli ortaya çıkaran kemerler ve bisiklet yaka formları koleksiyonun dikkat çeken özellikleri diyebiliriz. Ağırlıklı olarak pastel tonlar olmasına rağmen pek çok renk kullanılmış. Türk mantığıyla defilenin son parçası olan gelinlik hakkında birşey söylemeyeceğim ama, son parçanın gelinlik olması büyük bir klişe bence.
Armani Privé'de yine pek de sevdiğim bir marka değildir. Ama yine de Paris Couture Week'te eksik kalmasın, üzülür sonra. Üstelik pek çok ünlü moda evi bu seferki defilelerini son dakika iptal ettikten sonra!
Koleksiyonda,
Alexis Mabille'de olduğu gibi parlak pantolonlar görmek mümkün. Ağırlıklı olarak etek-ceket ya da pantolon-ceket takımlar görebiliriz. Çizgilerde 40'ların etkisi azımsanamayacak derecede fazla.
Dediğim gibi pek bana göre değil, size göre de değilse bir süre blogdan uzak durmanızı tavsiye ediyorum zira, Paris Couture Week bitene kadar -2gün daha- tüm koleksiyonları burada göreceksiniz. Sonra en kısa zamanda blogum kendi haline dönecektir. Valla söz.
Hepimiz Ulyana Sergeenko'ya hayranız, aşığız, bayılıyoruz falan ama bu kadar da olmaz! O nasıl bir özgün koleksiyondur, nasıl bir kendi stilini yansıtmaktır?
Ulyana Sergeenko'nun kim olduğunu bilmeyen mağara adamları için ufak bir hatırlatma; kendisi Rusya çıkışlı moda ikonu aslen fotoğrafçı ve Glamour Russia'nın editörü. Şimdilerde geleneksel Rus etkileri ile bezenmiş stilini ticarete döküp tasarımcı oldu. Oldukça da başarılı oldu.
Bu koleksiyonda geleneksel Rus esintileri hafif Amerikan-vari bir tarza dönüşmüş olsa da başımızın tacıdır.
Giambattista Valli, hem İtalyan hem Fransız olması sebebiyle Valentino'ya rakip olarak gösterilen tek moda evi. Bence kesinlikle bu ünvanı hak ediyor. Koleksiyonunda 2 ayrı tema dikkatimi çekti, bir kısım tamamen asi; bir kısım tamamen masum. Hem uçuş uçuş eteklerin, çiçekli süslemelerin, parlak ve soft renklerin olduğu; hem de bol siyahlı, geometrik desenli, fütüristik kesimli parçaların olduğu koleksiyon her iki trendin de dibine vurmuş.
Alexis Mabille de favori tasarımcılarımdan biridir. Bu koleksiyonunu ise Dior ile beraber Paris Couture moda haftasının favorisi seçiyorum. Canlı renkler, hafif transparanlıkla beraber hanım hanımcık stiller.. Alexis Maby'de masum akımdan etkilenenler arasında. Koleksiyonun kilit parçaları pliselenmiş kumaşlar ve kemerler. Az miktarda dantelin de hoşuma gittiğini söylemeden edemeyeceğim.
Her zamanki gibi Chanel en fazla parçalı couture defilesi ünvanını kimseye kaptırmamak için bu sene de 65 parçalık bir koleksiyonla gözleri doyurdu. Paris Couture moda haftasında dikkatimi çeken bir konu neredeyse tüm tasarımcıların hem asi hem masum parçaları bir arada kullanması oldu. Ancak Karl Lagerfeld biraz daha asi akıma ağırlık vermiş anlaşılan.
Dekorda
Dior gibi bir orman efekti yaratan
Chanel'in pek de benim zevkime hitap etmediğini söylemek zorundayım.
Paris Couture moda haftası; Versace ve Dior defilelerinde İlkbahar 2013 koleksiyonlarının tanıtılmasıyla başladı. İlk gün için gönlümün sultanı kesinlikle Dior.
Raf Simons'ın Dior'u inanılmaz bir başarıyla yürüttüğü her açıdan yadsınamaz bir gerçek. Ancak defilede esas ses getiren Martin Wirtz tarafından yaratılan masal prensesi ormanı. Elbette ki Raf Simons'ın direktifleri ile gerçekleştirilen dekorasyon, Charlie'nin Çikolata Fabrikası filmine benzetildi.
Defile videosunu izlemek için
buraya tıklayabilirsiniz.
Tasarımcı Nicola Formichetti’nin bizzat kendisi tarafından fotoğraflanmış Mugler Resort 2013 koleksiyonu karşınızda. Motocross yarışçıları, fütürist japon esintileri ve bir hanımefendi edasının muhteşem kombinasyonu. Tekdüze beyaz, siyah ve arduvaz renginin içinde patlayan kırmızı ve sarılar koleksiyonun genel hatlarını oluşturuyor. Doğal kıvrımlar ve postmodern mimariden gelen keskin çizgiler ise detaylardan birkaçı.
Formichetti Vogue Hommes Japan’da moda editörü olduğunu kimono şekilleri ve keskin yaka hatları ile belli ediyor ama aynı zamanda heykelimsi terziliğini, colour-block derilerini ve bir grafik reenkarnasyondan geçmiş leopar baskılarıyla kendi tarzını sürdürmeye devam ediyor. Bu koleksiyondan bir parçaya sahip olmak size kendinizi ateşli, yarı-japon ve gelecekten gelen bir femme fatale gibi hissettirebilir.
-
Doğum Hikayemiz
-
40+4 e geldiğim 23 Aralık gecesi 7-8 defa sancı benzeri bir ağrı beni
uyandırdı ama uykuma devam edebildim. Sanırım saatte 1 geliyordu. Sabah
7.35’te Uğu...
12 yıl önce
Her Hakkı Saklıdır © Bu sitede yer alan hiçbir veri, izin alınmadan kopyalanamaz, başka bir yerde yayımlanamaz.