28.08.2014

Kati Gida vol.1

Instagram'da #prilinyemekleri etiketiyle kızıma verdiğim yemekleri paylaştıkça pek çok soru gelmeye başladı. Ben de kalıcı bir bilgi olması için bloga bir katı gıda yazısı yazmaya karar verdim. Ancak öncelikle söylemek istediğim birkaç birşey var hanımlar beyler.

En önemlisi ben doktor veya beslenme uzmanı değilim anneyim. Kızım için en iyisi olanı yapmaya ve yaptığımı paylaşmaya çalışıyorum. Soru sorulmadıkça bilgiç tavsiyeler vermiyorum. Bir diğer önemli şey ise anne sütü. Ben bir gafletle katı gıdaya erken başladım. Her yerde 4-6 ay arası dese de lütfen siz bebeğiniz 6.ayı doldurana dek ağzına birşey vermeyin.

Aslen 1 yaşına hatta 2 yaşına dek sadece anne sütü bebeğinizin tüm ihtiyaçlarını karşılayabilir. Tabi ki anne iyi beslendiği sürece. Ama geçen yıllar, değişen kültürler ve yapılan araştırmalar sonucu bebeğin düzgün bir beslenme alışkanlığı edinebilmesi için 6.ayda katı gıdaya başlanması gerektiğine karar verilmiş.

Bebeğiniz 5.ayı doldurduğunda doktorunuz katı gıdaya başlaması gerektiğini söyleyebilir. Bazı durumlarda daha erken de başlanması tavsye edilebiliyor. Ancak bebek ne kadar zayıf da olsa katı gıda ile kilo almıyor. Eğer anne sütü yetersizse mutlaka gerektiği kadar formül mama (bebek sütü) verilmeli. Katı gıdaya erken başlamak, gereğinden fazla vermek malesef bebeğin memeden soğumasına ve erken bırakmasına, karnı doyduğu için anne sütünden alacağı faydalardan mahrum kalmasına yol açacaktır. Ayrıca 6.ay öncesi bebeğin sindirim sistemi hazır değildir, dik oturması da biraz zor ve yorucu olabilir.

Katı gıdaya başlamak için 6.ayın dışında bazı farklı kriterler de var. Bebeğinizin destekli veya desteksiz bir şekilde dik oturabilmesi gerekir. (Asla asla bebeğinize yatar pozisyonda bir şey vermeyin. Asla.) Emmeye programlanmış ağız ve dilin de katı gıdaya hazır olması gerekir. Ağzına birşey değdiğinde diliyle itip emmeye çalışıyorsa henüz hazır değildir. Bebeğin sizin yediklerinize atlaması, aç aç bakması, ağzının sulanması bir belirti değildir. Bunu çok erken de yapabilir, hiç de yapmayabilir.

Katı gıda konusuna da bir giremedi şu kadın hani tarifler hani menüler diyorsanız şu anda ayrılabilirsiniz. Çünkü kadı gıdaya başlamaya hazır olmak, başlamaktan daha önemlidir. Asıl konuya girmeden önce bazı yapılmaması gerekenlerden de bahsetmek istiyorum. Bebeğinizi ASLA;

-yemesi için zorlamayın
-bulamaç yapmayın
-mutfak robotu kullanmayın
-sırf yesin diye zararlı şeyler vermeyin
-sürekli siz yedirmeyin, kendi yemesi ve keşfetmesi için zaman verin
-şeker, pekmez, reçel gibi tatlandırıcılar vermeyin
-1 yaşına dek keçi-inek sütü, yumurta beyazı, bal, tuz vermeyin
-ölüm kalım gibi acil bir durum olmadıkça hazır birşey vermeyin

Bu "hazır birşey" konusunu biraz açmak istiyorum. Bebeğinize marketten hazır olarak alıp vereceğiniz gerçekten ihtiyaç olan tek şey devam sütüdür. O da anne sütü yetersizse. (Bu yetersizse konusunu başka bir yazıda ele alıp kendim dahil bebeğine mama veren herkesi yerden yere vuracağım.) Toz kaşık mama karışımı, bilmemkaç tahıllı gece muhallebisi, demir katkılı zart zurtu, bebe bisküvisi, kavanoz mama. Bunları vermiyoruz! Gerekirse eline ekmek veriyoruz, bütün gün emziriyoruz ama bunları vermiyoruz. Şimdi kızımın bir iki kavanoz mama yiyip kabardığı korkunç görüntüyü burada paylaşmak istemiyorum.

Bunların dışında yumurta sarısı, domates, portakal mandalina gibi turunçgiller, çilek ve bazı yiyecekler alerji ihtimali yüksek besinlerdir. Verirken gıdım gıdım başlayıp, bebeğinizde bir kusma kabarma kızarıklık kaşıntı olmadığına emin olduktan sonra az az verebilirsiniz. Tercihen hiçbir zaman çikolata, şeker, reçel vermiyoruz. Pekmez de vermenize gerek yok, çünkü bir demir deposu değil.

6. ay bitince veya bitmesine doğru önce bebeğinizin karnının sütle iyice doyduğundan emin olun. 15 dakika kadar sonra mama sandalyesinde dik bir konumda oturtun. Her yiyeceği 3 gün kuralına uyarak tattırmaya! yedirmeye değil tattırmaya başlayın. 7.ay bitene dek önce 3 gün yoğurt (2-3 tatlı kaşığı) verin. İlk günler öğürebilir, tükürebilir, elini yemeğe sokabilir, etrafı kirletebilir, yemeyebilir. Ne yaparsa yapsın sakince gülümsemeye devam etmelisiniz. Sizin tepkilerinizi sandığınızdan daha çok hissediyor.

Sonra haşlanmış ezilmiş sebze püresi (tek bir sebzeden), cam rendede ezilmiş meyve püresi (tek bir meyveden) verebilirsiniz. Miktar 30-50ml arası olabilir. Unutmayın bu miktarı yemek zorunda değil, daha fazla yememesi için sınır koyuyorum. Bu tattırma denemelerini sabah-öğle saatlerinde yaparsanız akşama doğru bebeğinizin verdiği tepkiyi görebilirsiniz. Eğer kusma, ishal, karın ağrısı, ciltte kızarıklık-döküntü, huysuzluk olursa katı gıda vermeyi kesin. 3 gün sonra yeniden başlayın. Eğer tek bir yiyeceğe bu tepkileri verirse o yiyeceği kesin 7-10 gün sonra yeniden az bir miktarda deneyin. Unutmayın ileride de bebeğinize ilk defa vereceğiniz bir besini 3 gün üst üste denemeli ve az miktarda başlamalısınız. Bebekler bazen beklediğimizden daha fazla tepki gösterebiliyor.

1 ay boyunca aklınıza gelen mevsim sebzelerini ve meyvelerini denedikten sonra daha önce yediği besinleri birbiri ile karıştırarak verebilirsiniz.

6. ayda yoğurt, meyve ve sebze yiyebilir.

7. ayda bunlara tahıl(irmik, pirinç unu, tam buğday unu) ve tavuk-et-balık suyu eklenebilir. Kalorisini ve lezzetini arttırmak için 1 çay kaşığı zeytinyağı ve tereyağı ekleyebilirsiniz. Bir öğün meyve ve yoğurt bir öğün sebze ve tahıl olmak üzere iki öğün 50'şer ml yiyebilir. (meyve-tahıl, sebze yoğurt da olabilir tabi. her gün herşeyi yemek zorunda değil ama dengeli bir beslenme düzenine alışması, ilerde birinden birini reddetmemesi için böyle alıştırabilirsiniz.)

8.ayda bebeğin iştahına göre günde 3 defa 50-100ml'lik öğünler yiyebilir. Kahvaltı, öğle ve akşamüstü. Ben genelde akşamüstüne meyveli yoğurt veya muhallebili meyve veriyorum ki gece yatarken midesi rahat olsun. Ve hayır akşam ya da gece verilen muhallebi tok tutmaz, siz iskender-künefe yedikten sonra gece nasıl uyuyorsunuz? 7.aydakilere ek olarak et, tavuk, balık eklenebilir. Kahvaltıda yumurta sarısı ve tuzsuz ev peyniri, mümkünse tuzsuz tam tahıllı ekmek yiyebilir.

Bebeğinizin dişleri varsa her zaman eline parmak yiyecek verebilirsiniz. Parmak yiyecek adı üstünde parmak şeklinde veya bebeğinizin tutabileceği şekilde yumuşak ama dağılmayan her türlü yiyeceği eline verebilirsiniz. üstüne dökmesine, saçına başına sürmesine, her yeri kirletmesine izin verin. Dokunup tadıp koklayıp görüp tüm duyularını harekete geçirecek, beyin gelişimine ve keşfetmenin heyecanına destek olacaktır.

Bu kitabı mutlaka tavsiye ediyorum. O tabak bitecek mi kitabında genel olarak görmüş olduğunuz kaşıkları bir kenara bırakıyoruz. Bebeğimizin dişi olsun olmasın katı gıdaya başladığımız ilk andan itibaren tüm yiyecekleri önüne koyuyoruz. Yerse yiyor yemezse yemiyor zorlamıyoruz. Bebeğin katı gıdaya kendi kendine geçişini izliyoruz. Pek çok açıdan faydası olan bir yöntem. Ben yarı zamanlı uyguluyorum. Yani bazı öğünlerde önüne koyuyorum bazı öğünlerde ben yediriyorum. Aslında 6.aylıkken daha fazla kendisi yiyordu. Sonra diş ağrıları başladı ve dişi hala çıkamadı. Bu nedenle ellerini açıp benim yedirmemi istiyor. Yine zorlamıyorum. Kendi yemek isterse diye her zaman önüne sevdiği birşeyler veriyorum. Ama bu kitap ve bu yöntem olmasa da 8-9 aylık olan bebekler artık yavaş yavaş eliyle veya çatalla kendi kendine yemeyi öğrenmesi gerekiyor. Bizler gibi yemesini beklemeyin elbette ama çatala batırılmış bir parça yiyecek verebilir ya da yemeği eline tutuşturabilirsiniz. Zaten terlikten çoraba her bulduğunu ağzına sokmuyor mu?

Son olarak Instagram'da bizi ve katı gıda serüvenimizi takip edebilir, #prilinyemekleri etiketlerini aratıp daha önce paylaştıklarımı görebilirsiniz. Ayrıca bir de #prilinkahvaltısı etiketi var. Çok birşey yok ama kahvaltı annelerin kafasını diğer öğünlerden daha fazla karıştırıyor sanırım. Sormak istediğiniz birşey olursa bana her zaman buradan yorum bırakabilir, Instagram'dan mesaj atabilir veya mail atabilirsiniz. Ayrıca Doğal Beslenme Rehberi ile Bebek ve Çocuk Yemekleri adlı kitaplar benim elimin altındakiler. Bunun dışında gurmebebek.com adresinden de pek çok bilgi alıyorum. Yine de siz siz olun kimseye domates peynir ekmek yumurtayı bulamaç mı yapacağız diye sormayın, internet elinizin altında :)



11.07.2014

Uyku Egitimi vol.1

 
Sevgili okuyucu,

Uzun zamandır uykuuu uykuu diye benden uyku eğitimi yazısı yazmamı istediğinizi biliyorum. Bu kadar geç yazdığım için lütfen beni affedin ama malum benim de 6.5 aylık bir bebem ve taşınmak üzere olan bir evim var :)

Şimdi uyku eğitimi uzun ve meşakatli bir yol. O nedenle tek parçada yazmayı bitiremeyebilirim. Baştan söylemek istediğim bir diğer şey ise kimine göre doğanın kanunu, kimine göre züğürt tesellisi; "her bebek birbirinden farklıdır".

 
Uyku eğitimini ve düzen kurmayı Tracy Hogg'un "Bebek Bakım Sorunlarına Mucize Çözümler" kitabından öğrendim. Sonradan kendim bulduğum bir yöntemmiş gibi olmasın. Her anne ve anne adayına mutlaka ama mutlaka bu kitabı okumalarını, baş uçlarına koymalarını, sarılıp yatmalarını, gidip gelip öpmelerini, üzerine üçgen dantel koymalarını... Tamam abarttım :) Ama öyle harika bir kitap. Yalnııııııız! Buraya dikkat. Tecrübelerime dayanarak bu kitapta yazan her şeyi körü körüne uygulamamanızı öneririm. Özellikle emzirme konusundaki tavsiyeleri. Ama bu konuya bir beslenme yazısında değineceğim.

Öncelikle uyku eğitimine başlamadan önce bilmeniz gereken bazı kaidelerden bahsetmek istiyorum;

-Her bebek birbirinden farklıdır.
-Bebeğinizi asla ağlatmamalısınız.
-Hastalık, diş çıkarma, büyüme atağı veya başka bir huysuzluk döneminde uyku eğitimi olmaz.
-Bir kere başladınız mı asla vazgeçmemelisiniz.
-Size ihtiyacı olduğunda mutlaka bebeğinizin yanında olmalısınız.

Şimdii, düzenlenmiş bir gün düzenli bir uykuyu getirir. Bu nedenle uyku eğitiminden önce düzenli bir gününüz olması lazım. Saatli bir programdan bahsetmiyorum. Bebekler düzenli olmayı severler, bu onlara kendilerini güvende hissettirir. Günlük rutin uyku eğitiminin ilk adımıdır. Yine Tracy Hogg'un kitabında yazdığı gibi E.A.S.Y. rutini (B.A.U.S - Beslenme, Aktivite, Uyku, Sizin zamanınız) bebeğin ne zaman uyuyacağını ne zaman uyanacağını ne zaman yiyeceğini öğrenmesine yarar. Ama bu konuya da ayrı bir günlük rutin yazısında değineceğim.

Günlük rutinden sonra uyku eğitiminin ikinci önemli adımı uyku ritüelidir. Uyku ritüeli yatma vaktinden 15-30 dakika önce başlayabilir. Duruma göre banyo yapmak, kıyafet değiştirmek, masaj yapmak, sarılmak, perdeleri kapatmak, müzik veya ninni ve sarılmak olabilir. Kendinize her uyku saatinde uygulayabileceğiniz, bebeğinizi sakinleştirecek bir rutin belirlemelisiniz. Zamanla bebeğiniz bunlar yapılıp yatağına konduktan sonra kendi kendine uyumayı öğrenecektir. 

Hem uyku hem de günlük rutinde ne yaptığınızı günün neresinde olduğunuzu nerede hatalar olduğunu görmek için 3 gün boyunca bebeğinizin uyku ve beslenme saatlerini not etmenizi tavsiye ederim. 

Bebeğinizin ayına göre uykusunun geldiği saat farklı olacaktır. 1 aylık bebeklerin uyandıktan 45 dakika sonra, 3 aylık bebeklerin uyandıktan 1.5 saat sonra uykuları gelir. Bu saatler yaklaşırken bebeğinizi iyi gözlemlemelisiniz. Gözlerini ovuşturmak, esnemek, boş boş bakmak bazı uyku belirtileridir. 4-6 ay arası bebekler 2 saat, 6 aydan büyük bebekler ise günün bazı saatleri 2 saat bazı saatleri 3-4 saat sonra uyumak ister. Bebeğiniz kaç aylık olursa olsun uyku işareti veriyorsa mutlaka yatırın. Uyku saati kaçmış veya uyku saati yaklaştığında aşırı uyarılmış bir bebek cin gibi ve çok hareketli olacaktır. Gariptir ki uykusuzluktan bayılmasını beklediğiniz saatte inanılmaz hareketli olabilir.

Uyku saati yaklaşan bir bebeğe hoplamak zıplamak, aşırı ses ve ışık olan ortamlarda bulunmak aşırı uyarılmaya sebep olur. İyice yorulsun da mis gibi uyusun çok yanlış bir düşüncedir. Aynı şekilde uzun süreler uyanık tutup küp gibi uyumasını beklemek de doğru değildir. Düzenli uyuyan bebek daha iyi uyur, uyku mayalamak budur. Uyku uykuyu getirir.

Bebeğinizi sabah en geç 7de uyandırıp beslemelisiniz. Eğer 5-6 arasında uyandıysa besleyip yeniden yatırın. Ama 6da uyandıysa ve geri uyumıyorsa güne 6da başlayabilirsiniz. 6da yatırdıysanız en geç 8de kaldırmalısınız. Amacınız 7de kalkmaya alıştırmaktır. Uykudan her uyandığında beslenmeye alışmak günlük düzenin ilk adımıdır. Bu adımda memede uyumasına izin vermeyin ki karnını doyurabilsin. 

Beslendikten sonra tahmini uyku saati gelene dek bebeğinize ayına uygun aktivite yaptırmalısınız. Aktivite dediğim genel olarak uyanık zaman geçirmek :) Tahmini uyku saatinden 15-20 dakika önce bez değiştirme, kıyafet değiştirme, perdeleri kapatma ve sarılıp oturma iyi bir rutin olabilir. Uykuya yardımcı olması için emzik ve bir uyku arkadaşı edinebilirsiniz. Uyku ritüeline başladıktan sonra ninni ve pışş pışş'tan başka ses çıkarmamaya, konuşmamaya ve gözünün direk içine bakmamaya dikkat edin. Uyku saati geldiğinde bebeğinizin tok ve altının temiz olduğundan emin olun. Eğer açsa memede uyumasına izin vermeden emzirmelisiniz.

Emzik gün içinde çok tavsiye ettiğim ve kullandığım bir şey değildir. Ama bebeklerin, özellikle yenidoğanların çok büyük bir emme isteği vardır. Bunu en geç 20-30 günlükken sadece uyku saatinde vererek sakinleşmesini ama emziğe bağımlı olmamasını sağlayabilirsiniz. Emzikle uykuyu bağdaştırdığında zamanla emzik verdiğinizde uyuyacaktır. Uyku arkadaşı ise temel olarak sizin kokunuzun sindiği bir parça kumaş olabilir. Kare bir kumaşa dikilmiş bir ayı veya kuzu kafası şeklinde olan uyku arkadaşları en iyileridir. Bir gece koynunuzda onunla yatarsanız bebeğinizin sakinleşmesine ve uyku arkadaşını da uyku ile bağdaştırmasına yarayacaktır. Bu sayede emzik ve uyku arkadaşı olduktan sonra siz olmasanız bile her an her yerde uyuabilecektir.

Uyku ritüelini tamamlarken emzik ve uyku arkadaşını verin ve yatağına yatırın. Yan yatırırken sırtına rulo yapılmış bir havlu koyup sırtına elinizi koyabilirsiniz. Bu aşamada bebeğin ve sizin sakin olmanız çok önemli. İlk günlerde uyuması 15-20 dakika alabilir. Ağlarsa mutlaka kucağınıza alın sarılın sakinleştirin. Gözleri ağırlaşana kadar kucağınızda tutabilirsiniz ama sallamak yok. Hafif bir ninni veya pışş pışş sesi çıkarabilirsiniz. Sakin olduğundan emin olduğunuzda yeniden yatağına yatırın. Uyku eğitimi bebeğiniz küçükse 3-7 gün sürebilir hazırlıklı olun. Bu dönemde ayağımda sallasam daha çabuk uyuturum diyebilirsiniz, demeyin :) En geç 1 hafta sonra vakti gelip yatağına koyduğunuzda uyuyan bir bebeğiniz olacak. 

Bebeğinizin üzerine elinizi koyup pışş pışş veya ninni eşliğinde sakinleşmesini bekleyin. Göz kapakları ağırlaştığında elinizi de üzerinden çekin. İyice uyuyana kadar yanında oturun. Eğer uyanırsa yanında olduğunuzu hissetsin böylece güvenle uykuya geri dalabilir. 1-3 aylık bebekler gündüz 45 dakika ile 1 saat 15 dakika arasında uyuyabilir. Daha doğrusu bu kadar süre aç kalmaya dayanabilir. 4-6 ay arası bebekler 1.5-2 saat, 6 aydan büyük bebekler gün içindeki zamanına göre 45 dakika, 1.5 saat veya 3 saat uyuyabilir. Uyku süresi dolduğunda mutlaka uyandırıp emzirin. Uyuyan bebek uyandırılır evet! Beslenmesi, gündüz tekrar uyuması, gece uzun uyuması için gündüz hiçbir şeyi bahane edip daha fazla uyutmayın.

Eğer ki uyutması için uğraştığınız ilk günlerde 1.5 saatlik uyku süresinin 45 dakikasını uyumak için harcadıysa uyku süresi dolduğunda yine de mutlaka uyandırın. Örneğin sabah 9da yatması ve 10.30da kalkması gereken bir bebeğin uyuması 10u bile bulmuş olsa mutlaka yine 10.30da uyandırın. Birkaç kez böyle olduğunda vakti geldiğinde yatıp kalkacaktır. Ayrıca acıkacağını da hesaba katmayı unutmayın.

 
Şimdi sizler bu yazdıklarımı sindirin, bilmediğiniz duymadığınız şeyleri internette araştırın, bebeğinizin günleri nasıl geçiyor bir kenara not edin. Bir sonraki uyku eğitimi yazısında bozulmuş uyku rutinleri, olmayan uyku ritüelleri, küçük ve büyük bebekleri uyutma tekniklerinden bahsedeceğim. 

Hepinize iyi uykular :) 

25.06.2014

Garnier ve Maybelline NY

2 hafta kadar önce bir Garnier kutusu çalmıştı kapımı. BB Krem Saf & Temiz, Göz Makyajı Temizleyicisi ve Kusursuz Makyaj Temizleme Suyu gelmişti. Beril doğduğundan beri zaten hep evdeyim, pek de makyaj yapmıyorum derken bir sabah sabah BB Kremi deneyesim geldi. Geçen sene ben zaten Garnier'in BB Krem'ini kullanıyordum ama bu çok başkaymış. Herkese tavsiye edip duruyorum, buraya da yazmasam olmazdı. Hiç eski BB Krem gibi değil. Ha ondan da memnundum ama cildimdeki kuru pütürleri ve burun kenarlarımdaki tüycükleri çok belli ediyor bir de fazla beyazlaştırıyordu. Üstüne mutlaka başka bir şey sürmek zorunda kalıyordum. Bir de tabii ne elden ne de ciltten çıkmıyordu havluları boyuyordu. Yine de sıradan bir fondöten yerine onu tercih ediyordum. Ama dostlar, romalılar, yurttaşlar! Bu öyle böyle değil. Nasıl bir bebeksilik, nasıl bir pürüzsüzlük. Eşim, sende bir güzellik var yahu demeye başladı :)

Aynı şekilde Göz Makyajı Temizleyicisinden de çok memnunum. Arkasında yazdığı gibi tek harekette ovalamadan tahriş etmeden çıkarıyor. Yalnız Kusursuz Makyaj Temizleme Suyu gibi onun da içeriği biraz yağlı. Aslında hoşuma gitti ama zamanla cildimde yağlanma yapar mı bilemiyorum şimdiden. Amaa, her ikisinin de önceden bir dünya para verip aldığım Estee Lauder'lerden iyi olduğunu söyleyebilirim.

Ve gelelim bugüne. Bugün ise biraz Beril'e çalışılmış :) Geçenlerde aldığım Baby Sebamed ürünlerini paylaştığım Instagram'da bir güneş koruyucu muhabbeti dönüyordu. Oradan esinlenmiş olmalılar ki bize Garnier Ambre Solaire'in çocuklar için olan +50spf Nemlendirici Sprey'ini ve Nemlendirici Süt'ünü göndermişler :) Çok teşekkür ediyoruz. Biz kendimiz için zaten Ambre Solaire kullanıyoruz, deneyceğiz bakalım Beril'de nasıl olacak. Ha unutmadan paraben içermiyor olması gönlümü şimdiden fethetti!

Yine beni unutmayarak Maybelline NewYork'un Türkiye'de yeni satışa sunduğu Baby Lips'in 6 çeşidini göndermişler. Yaz günü inanılmaz derecede kuruyan dudaklarım için yine deneyip göreceğim ama birkaç defa hepsini açıp koklayıp elime yüzüme sürüp denedim, çok iyi gözüküyor :)


17.06.2014

Berillo 6 aylik :)

 
Küçük ponçikim 5 gün sonra 6 aylık oluyor. Ve evet 6 ay bloga ara vermeyi düşünmemiştim. Hamilelik dönemimle ve doğumumla ilgili yazılar pril'in günlüğünde duruyor hala, ama iki ayrı blog pek olmadı gibi. O yüzden burası artık sadece bir moda blogu olmayacak. Bu yüzden üstteki açıklama yazısını da değiştirdim :) Artık burası bol etli butlu bebekli, katı gıdalı, kusmuklu, hafiften modalı bir blog olacak.

6 aydır çok tutkulu bir aşk yaşıyoruz bu pembe beyaz tenli hatunla. Ev işi yemek ütü hak getire, bütün vaktimi enerjimi ona veriyorum çok da memnunum. Çok da mutlu bir bebek olduğu için oh oh kızımla ilgileneyim mutfağı sonra toplarım diyerek yattığım çok olmuştur :)

Doğumdan itibaren her şeyine ben bakıyorum, Ankara'da yalnızım, gelen gidenler de malum bebeği mıncıklayıp misafir moduna geçiyorlar. Ama ben kendimi hep buna hazırlamıştım zaten. İyiyim :)

Bu ilk yazı bloga geri dönüş postu olsun. Instagram'dan bizi takip edip, her zaman sorularınızı sorabilirsiniz :)

10.02.2014

Cift Kadraj

Bugün  sizlere Çift Kardaj Anı Fotoğrafçıları Sevda ve Tuğçe'den bahsedeceğim...

Yıldız Teknik Üniversitesi Fotoğraf ve Video Programı mezunu iki arkadaş, mutlu günleri güzel anıları saklamak adına kısa bir süre önce beraber yola çıktılar. Çift Kadraj olarak beraber ve ayrı ayrı çekimler yapıyorlar. Sözün devamını onlara bırakıyorum..



''HER ALBÜMDE AYRI BİR KARAKTER GÖRECEKSİNİZ,
AYRI BİR HAVA.
ÇÜNKÜ HER İNSANIN ÖZEL OLDUĞUNA,
FOTOĞRAFLARININ DA KENDİNE ÖZEL OLMASI
GEREKTİĞİNE İNANIRLAR.

SİZİNLE TANIŞIR,SOHBET EDER, ÇAY KAHVE İÇERLER.
BİRLİKTE VAKİT GEÇİREREK ÖNCE SİZİ TANIRLAR.

EN ÖZEL GÜNÜNÜZDEN
SONSUZA DEK SAKLAYABİLECEĞİNİZ ANILARINIZI
SİZE ÖZEL HALE GETİRİRLER.
ZATEN DÖRT YIL BOYUNCA ÜNİVERSİTEDE ALDIKLARI
EĞİTİMİN TEMELİNDE DE BU VARDIR.

SİZLERİN FOTOĞRAFLARINI
SİZİN KARAKTERİNİZLE ÖZDEŞLEŞTİRMEK.

HAYALLERİNİZİ FOTOĞRAFLARINIZA YANSITMAK... ''



Bugünden itibaren 16 Şubat'a kadar Carousel AVM'de 'Sevginin Kareleri' adlı sergileri yer alıyor. Mutlaka gidip çalışmalarını yakından görmenizi ve onlarla tanışmanızı tavsiye ediyorum.



Daha detaylı bilgiye Çift Kadraj'ın web sitesinden ve Facebook sayfalarından ulaşabilirsiniz.

5.02.2014

Active Sitting



Sırt ağrılarımdan beri düzeltmeye çalıştığım tek şey oturma pozisyonum. Bir de emzirme koltuğu düşünselermiş süper olurmuş.

20.01.2014

Beril'in Dogum Hikayesi


40+4 e geldiğim 23 Aralık gecesi 7-8 defa sancı benzeri bir ağrı beni uyandırdı ama uykuma devam edebildim. Sanırım saatte 1 geliyordu. Sabah 7.35’te Uğur işe gitmeden önce 15-20 dakikada bir sancı geliyordu ama emin olamadım. Bütün o doğum sancısı olsa anlarsın sözleri beynime kazınmıştı. Eşime biraz daha bekleyip öyle işe gitmesini söyledim ama o kadar normal gözüküyordum ki çok fazla ısrar edemedim.

Uğur tam 2 haftadır yıllık izindeydi. Nedense bebeğin zamanından önce geleceğini düşünüyorduk ama o bizi yanılttı. İzni 23 Aralık Pazartesi günü bitmişti ve o da ne yapacağını bilemez halde işe gitmek zorundaydı. Neyse ki o gün 3.15te randevumuz vardı ve doktorum eğer doğum başlayacak gibi değilse sezaryen kararı alacaktı. 4 gün önceki randevuda tık yoktu, bu yüzden biraz umutsuzduk ama koca karı gözüyle karnım inanılmaz bir şekilde aşağı indiği için hala biraz umudumuz vardı. Normal doğurmayı ölesiye istiyordum.

Uğur gittikten sonra 10.15e kadar uyudum. Kalktığımda annem çayı koyuyordu. Bu arada annem Cuma günü yani 2 gün önce gelmişti. Ama son hafta Uğur evde olmasaydı zorlanırdım, son haftaya kadar hiç kendimi ağırlaşmış ve yemek pişiremeyecek kadar yorgun hissetmiyordum. Kalktığımda anneme kahvaltıyı hazırlamasında yardım ettim. 15-20dakikada bir gelen sancılar artık beni ciddi ciddi doğum sancısı olduğu konusunda düşündürmeye başlamıştı ama hala anlatıldığı kadar dayanılmaz değildi.

Uğur aradığında ona galiba bunlar doğum sancısı ama emin değilim eve gel istersen dedim ama hala kendim için bile yeteri kadar inandırıcı değildim. 12.30da eve gelene kadar her sancıda önceden öğrendiğim farklı sancı ağrısını azaltma tekniğini ve nefes egzersizlerini deniyordum ama hiçbiri işe yaramıyordu. İşe yaramadıklarını gördükçe doğum sancısı olduğundan emin olmaya başladım ama suratımda sadece ekşi bir ifade oluyordu, onun dışında inlemiyordum bile. 

Bu arada Uğur gelmeden önce duşumu almış, aynada karnımın fotoğrafını çekmiş ama bakım ve temizlik malzemelerinin olacağı ikinci hastane çantasını hazırlamayı aklıma bile getirmemiştim. Annem korku dolu gözlerle bana bakıyordu ama ona merak etme doktor kesin bizi geri gönderir, doğum sancılarım başlamış olsa bile 20 dakikada bir hiçbirşey, yarın sabah belki hastaneye yatırır diyordum.

3.15teki randevumuza gittiğimde sancılarım hala 20 dakikada bir geliyordu ama beklerken ses çıkartmamak ya da kıvranmamak için Uğur’un elini sıkıyordum. Bu arada hastanede el izi uygulaması olduğu için sıraya girmek, önümüze geçen insanlarla tartışmak ve oldukça uzun bir süre beklemek zorunda kalmıştım.  Orada biraz ciyaklasam sanırım herşey daha kolay hallolurdu. 

Doktorun kapısında beklerken kalabalıktan ötürü muayeneden önce beni nst’ye bağlamaya karar verdiler. Hemşireye sancım var dedim ama, varsa çıkar zaten dediğinde pek inandırıcı gözükmediğimi kabullenmiştim. 20 dakika kaldığım nst’de bir sancı çıktı çünkü hemen öncesinde ve sonrasında birer sancı gelmişti. Hemşire bizi sancım tutup da geldik sandı muhtemelen ki son haftalarda böyle yalancı sancılar olur dedi. Doktoruma sabahtan beri sancım olduğunu söylediğimde o da nst kağıdına baktı ve olur öyle dedi. Muayenede 5cm açıklığım olduğunu söylediğinde ikimiz de şaşırmıştık. Doğuruyorsun Sinem! dedi. 

Aylardır plates topunun üzerinde yaptığım egzersizlerden çok, sabahtan beri her gelen sancıda topun üzerinde esneme hareketlerinin bu kadar işe yaradığını düşünüyorum açıkçası. Çünkü doktorum da 20dakikada bir gelen ve senin doğum sancısı olduğundan emin bile olmadığın sancıların bu kadar açıklık yapması her zaman olan bir durum olmadığını söyledi. 

Doktorum hemen yatışını yapıyorum dediğinde çantamı alayım derdine düşmem de ayrı bir komiklikti. Sanırım heyecandan :)

Aslında başka bir hastanede doğum yapacaktım ama hem mesai saati içinde olduğu için doktorumun yanında kalmak istedim hem de doğum çok yakın olduğu için iki süslü çarşaf için başka bir hastaneye gitmeyi o anda gereksiz buldum. Saat 5.10da yatışım yapıldı. O sancımı beğenmeyen hemşireye gidip ben doğuruyorum yatışımı yapabilir miyiz dediğimde dalga geçtiğimi sanmıştır herhalde :)

Lay lay lom kendi yatışımı kendim yaptım, muhasebedekilere binbir türlü beyin yakıcı soru sordum, her zamanki gibi ortalığı birbirine kattım ama ne yapayım son dakika sürprizlerinden hoşlanmıyorum. Herşey benim kontrolüm altında olmalı. 

Ben odaya girince hemşire ve ebeler çeşitli nahoş prosedürleri ve kontrolleri uygulamaya başladı. Annemi arayıp panik olma ama bizim hastane bavulunu alıp gelebilir misin ben doğuruyorum da, ya da artık panik olabilirsin anne dedim :)

Annem geldiğinde Uğur eve gidip eksikleri tamamlarken bana serum ile suni sancı verilmeye başlandı. İlk 1 saat serum damla şeklinde veriliyordu, çok dayanılmaz değildi. 6.15te serumu damarıma pompalamak için bir makine getirdiler ve maksimuma çıkarttılar çünkü sancılarım bebeği doğurmama yetecek kadar kuvvetli değildi ve 8cm açıklığım vardı. 

O son 1 saati şu an çok net hatırlamıyorum çünkü 1 dakika sancı 1 dakika dinlenme şeklinde vaktimi geçiriyor, her sancıda acımı dindirecek birşey bulmaya çalışıyordum ama gerçekten kötüydü. Doktor kontrolde bebeğin başının biraz yukarıda olduğunu söyleyip beni kablolardan kurtardı ve bir süre ayakta dolandım. Hemşirelerse hala gelip beni ayakta gördükçe ne yapıyorsun sen diye kendi prosedürlerini uygulamaya çalışıyorlardı ama dinlemedim. 

Yarım saat olmamıştı ki artık ısrarlara dayanamayıp yatağa geri yattım. 7.15e kadar hastane koridorlarından duyulacak kadar bağırdım. Yaklaşık 8-10 defa eşime eğer ben bağırırsam nefes egzersizlerimi hatırlat demiştim ama her hatırlattığında onu haşladım. Şimdi gerçekten utanıyorum :) Yine de bütün agresifliğime rağmen beni öyle iyi idare etti, öyledestek oldu ki bana o olmasa bütün bunlara cesaret edemezdim. 

Her sancıda inleyip kıvranıp bağırıyor, sancı geçince niye bağırdım yahu dur bir dahakine nefes tekniğini kullanayım o şekle gireyim bunu yapayım diye kendime talimat versem de sancı geldiğinde yine kendimden geçip herşeyi unutuyordum. Sanırım suni sancı yüzünden o kadar dayanılmaz olmuştu herşey. Çünkü kendi sancılarım o kadar kötü değildi. 

10cm’e geldiğimi söyleyip epidural şansımı çoktan kaybettiğimi söyleyen doktoruma siz bana bakmayın bağırıyorum ama dayanabilirim epidural istemiyorum aaaaah diyordum. Hamileliğimin başında epiduralsiz bir doğum istediğimi söylemiştim zaten doktoruma. Ama o yine de bana ısrar ediyordu, epidural şansımı çoktan kaybettiğime neredeyse sevinmiştim. 

Saat 7’de hemşireler ohoo daha çok var gece yarısını bulur dediğinin üzerinden sadece bir saat geçmişti ki Uğura çok yorulduğumu ve sanırım doğumu tamamlayamayacağımı söyledim. Sorun ağrılar değildi. Kendimde bebeği itecek gücü bulamıyor, o doğum kanalındayken devam edememekten korkuyordum. Sonra Uğur yanıma geldi, başımı okşadı. Bana aslında sezaryenden ne kadar korktuğumu hatırlattı. Doktor başaramayacağını hissederse seni hemen sezaryene alır dedi. Biraz daha konuştuk ve elimden geldiğince dayanmaya çalıştım.

Doğum hakkında o kadar çok araştırıp okumuştum ki bütün tıbbi ve teknik süreci biliyordum. Ama internet bilgi çöplüğü derler ya, çok doğru! Okuduğum onlarca şey arasında yanlış sayılabilecek eksik bir bilgi varmış meğer. Her yerde doktor ıkın demeden ıkınmayacaksın, ıkınman gelse bile tutacaksın yoksa bebeğin kafası şişer yazıyor! 7.15e kadar inanılmaz bir ıkınma hissi geldi ve o andaki sancılar öyle kuvvetliydi ki zaman zaman çığlık attığım, gözümden yaş geldiği oldu. 

Artık dayanamayacağımı anladığımda Uğur’a doktoru çağırmasını söyledim. Ne oldu diye sorduğu an sancı girdi ve cevap veremedim, sadece elimle çabuk hareketi yaptım. Sonra bekleme salonundaki sesleri duydum, eşim doktor nerdee bir sorun var galibaa diye ortalığı birbirine karıştırıyordu :) Zavallı kadın üstünü başını toparlayamadan geldi ne problem var dedi, dedim problem değil de ıkınmam geliyor artık tutamıyorum dedim. Niye tutacaksın ki ne güzel işte dedi. O an başımdan aşağı kaynar sular döküldü desem yalan olmaz. Hemen muayene etti ve zaman geldi dedi. O ana kadar kendi özel odamda annemle ve eşimle olmak inanılmaz rahatlatmıştı beni. Bir tekerlekli sandalye ile beni doğumhaneye götürürlerken eşim de gelsin demek aklıma gelmedi malesef. Şimdi konuşuyoruz bazen o da keşke gelseydim diyor ama o kargaşada kaynadı gitti.

Doğumhaneye girdiğimde bir süre dolandım sonra masaya çıktım. Taş gibi sertti. Doktorum, hemşire ve ebeler bana ne yapacağımı anlattılar. Sancı geldiğinde haber verdim ve herkes başıma üşüştü, masanın kollarına tutunup var gücümle ıkınırken içimde bir hareket olduğunu hissettim. Bu arada 1 saat boyunca hastaneyi inleten ben doğumda bağırmadım! Meğer ıkınma hissimi tutmaya çalıştığım için o kadar ağrılıymış sancılarım. Ikınmaya başladığım anda ağrı neredeyse kesildi. Sancı geçtiğinde biraz dinlendim ve o sırada bebeğimin başını çevirdiğini söylediler. İzlediğim onlarca doğum simülasyonu videosuna göre bu zamanı geldiğinde olması gereken bir şeydi. O an herşeyi yolunda gideceğine olan inancım yeniden geldi, ikinci sancı geldiğinde doktorum ittir bebeğini Sinem dedi. Biraz zorlandım ama tek seferde kafası doğum kanalından geçip çıkmıştı bile. Yine diğer sancıya kadar bekledik yaklaşık 1 dakika kadar. Son sancıda bir balık gibi vücudunun kayıp geçişi, o anki başarmış olmanın rahatlığı, ilk ağlamasıyla beraber onu ilk görüşüm... Herşey öylesine harikaydı ki, iyi mi diye sordum doktorum çok iyi dedi ve kafamı masaya geri bıraktım. Kısa ama yorucu bir savaştan çıkmıştık. Gözlerim dolmadan önce saate baktım 19.44’tü. 

Sonradan saati 19.37 yazmışlar ama doğru ya da yanlış o gördüğüm dijital saatin kırmızısını asla unutmayacağım. 

Herşeyin bu kadar çabuk olup bitmesine inanamamıştım. Doğumhaneye girdikten 5 dakika sonra bebeğimin çığlığı ortalığı yıkıyordu. Kısa bir süre sonra bebeğin eşi doğdu ve 2-3 ufak dikiş atıldı. 5 senelik aşkımızın meyvesi 2980gr, 49cm olarak dünyaya gelen şiş suratlı bir kız bebekti. Doğduğu an yarı baş aşağı dururken gördüğüm ekşi surat hiç gördüğüm diğer yenidoğan bebeklere benzemiyordu. Sadece ayakları morarmış kafası ve vücudu pembe renkteydi. Ağlayan suratını gördüğümde onun eşimin bir kopyası olduğunu düşündüm. Hala herkes bana benzediğini idda etse de bakışları aynı Uğur. Kaşlarını her çattığında babasının kızı diyorum :)

Sağlık kontrollerinden sonra giydirip yanıma getirdiler. Masa dümdüz olduğu için kucağıma alamadım, hemşireler yüzüme değdirdiler. O anda yanaklarımın ne kadar soğuk, onunsa ne kadar sıcak olduğunu farkettim. Üşüyecek dedim, götürün. Benim doğumhaneye girişimden 15 dakika sonra kızımızı babasına vermişler. Daha haber telefonlarını bile bitiremeyen Uğur şaşkınlıkla kucağına almış. Daha odaya gelir gelmez etrafa bakmaya başladığını ve dilini çıkarıp durduğunu söylüyor :)

Kısa bir süre sonra da ben yine yürüyerek girdiğim gibi yürüyerek doğumhaneden çıktım. Yine de prosedür gereği doğumhane kapısında tekerlekli sandalyeye oturttular ve odamıza döndüm. Annem beni kapıda bekliyordu, herkesin yavrusu kendine tabii :) Uğur acıkmış bu seni aranıyor dedi. O şaşkınlıkla sarılıp öpüşmeyi bile unuttuk :) Yatağa oturur oturmaz emzirmeye başladım, sanki karnımda bir yerlerde meme varmış da çalışmış gibi hemen emmeye başladı ve 45 dakika ayrılmadık. Hatta o sırada ilk ziyaretçilerimiz bile geldi. 

Ertesi sabah 9da doktorum çıkabileceğimi söyledi ve sarıldık. Ama keyfine düşkün çocuk doktoru 1.30da bebeğimizin topuk kanını aldığı için boşu boşuna yarım gün daha hastanede kalmak zorunda kaldık. 2.30gibi hastaneden çıkmıştık sanırım. Eşim eşyaları bense bebeğimizi aldım ve eve geldik. Annem akşam 10da onu eve gönderdiğimiz için meraktan uyuyamamış yemekler yapmış evi seksen kere temizlemişti :) Eşimle beraber iki başımıza böyle bir maceraya atıldığımız için halen herkes bize uzaylıymışız gibi bakıyor ama biz, bizbize olmayı seviyoruz.

Bizden kısa bir süre sonra kayınvalidemler İstanbul’dan geldi. 5 günlükken annem işi sebebiyle İstanbul’a dönmek zorunda kaldı, 9 günlükken de kayınvalidemler döndüler. 10 günlükken ilk banyosunu babasıyla birlikte yaptırdık. 26 günlükken de ilk kez dışarı hastane dışında bir yere gitmek için çıktık. Bugünse kızım 4 haftalık oldu. 10. ile 20. günler arası benim için biraz yorucu ve hafiften depresifti. Dikişlerimde oluşan hafif enfeksiyon da buna tuz biber oldu ama 22. günden sonra herşey çok daha kolay olmaya başladı. Hala küçük hanım biraz uykusuz, hafif gazlı ama o kadar olur değil mi :)

Bizleri bu macerada yalnız bırakmayan, bizzat gelerek, telefon açarak, mesaj atarak ve kalpleriyle her an destek olan tüm dost ve akrabalarımıza teşekkür ederiz.

5 yılı aşkın süredir aynı hayatı paylaştığım sevgilim... Ağzından girdim burnundan çıktım ama bak sonunda nasıl da senden benden bir parça çıktı ortaya değil mi :) İyi ve kötü her anımda, her şekilde ve her durumda yanımda olduğun için, her zaman elimi tuttuğun için, beni dünyada en iyi anlayan insan olduğun için, beni hep çok sevdiğin ve kendini çok sevdirdiğin için, düştüğümde bana gülmediğin için, ağladığımda omzuna salyalarımı akıtmama izin verdiğin için, en sevdiğim filmi izlerken sıkılmadığın için, kedinin kumunu temizlediğin için, eve gelirken süt aldığın için, asla anlamayacağımı bildiğin elektrik devrelerini bana bin defa anlattığın için, taklidimi çok kötü yaptığın için, komik dansların için, burnumun ucunu sızlatan herşeyi ve beni güldürecek herşeyi bildiğin için, sırtımı sana güvenle yaslayabildiğim için, her zaman fedakar olduğun için, bana yaşattığın tüm güzel günler için, kocam olduğun için... herşeyden önemlisi bu dünya tatlısı ekşi suratlı kusmuklu kızı bana verdiğin için sana binlerce kez teşekkür ediyorum.

Seni çok seviyorum.

  • Doğum Hikayemiz - 40+4 e geldiğim 23 Aralık gecesi 7-8 defa sancı benzeri bir ağrı beni uyandırdı ama uykuma devam edebildim. Sanırım saatte 1 geliyordu. Sabah 7.35’te Uğu...
    10 yıl önce

Her Hakkı Saklıdır © Bu sitede yer alan hiçbir veri, izin alınmadan kopyalanamaz, başka bir yerde yayımlanamaz.



Web Analytics